YETKİLİ SENDİKA OLMAK, BAŞARILI OLMAK MIDIR?
Türkiye'de kamu sendikacılığında başarı denildiğinde ilk akla gelen kavramlardan biri yetkidir.
Her yıl açıklanan üye sayıları, sendikaların örgütlenme gücünü gösteriyor. Yetkiyi elde eden sendikalar da bu sonuçları örgütlenme başarılarının göstergesi olarak sunuyor.
Ancak üzerinde durmamız gereken önemli bir soru var:
Bir sendikanın yetkili olması, bütün üyelerinin o sendikayı özgür iradeleriyle tercih ettiğini gösterir mi?
SENDİKAL BÜYÜMENİN ARKASINDA NE VAR?
Türkiye'de kamu sendikacılığını değerlendirirken sendikalarla siyasal iktidarlar arasındaki ilişkileri görmezden gelemeyiz.
Siyasi yakınlıkların sendikal tercihler üzerindeki etkisi, kamu yönetiminin tarafsızlığı ve çalışanların sendikal baskı yaşadığına ilişkin iddialar uzun yıllardır tartışılıyor.
Özellikle sağlık kurumlarında çalışanların sendika tercihlerinin yöneticileri tarafından nasıl karşılanacağına ilişkin kaygılar taşıması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir meseledir.
Bir sağlık çalışanı, farklı bir sendikaya üye olduğunda görev yerinin değiştirileceğinden, çalışma koşullarının ağırlaştırılacağından veya kariyerinin olumsuz etkileneceğinden endişe ediyorsa, burada gerçek anlamda özgür bir sendikal tercih ortamından söz etmek güçleşir.
Bu tür baskı iddiaları somut olaylar üzerinden araştırılmalı, sorumluluklar kanıtlarla ortaya konulmalıdır.
Ancak şu ilke tartışmasızdır:
Sendika üyeliği, çalışanların yöneticilerine yakınlık göstermek için değil, haklarını savunmak için yaptıkları özgür bir tercih olmalıdır.
YETKİ SAYILARLA, BAŞARI KAZANIMLARLA ÖLÇÜLMELİ
Bir sendikanın örgütlenme gücünü küçümsemek doğru değildir.
Ancak bu gücün hangi koşullarda oluştuğunu sorgulamak da sendikal demokrasinin gereğidir.
Çalışanların özgür tercihleriyle oluşan örgütlenme gücü ile idari baskı veya ayrıcalıkların etkilediği bir üyelik ortamı aynı şekilde değerlendirilemez.
Üstelik yetkili sendikaların sorumluluğu yalnızca üyelik sayılarını korumak değildir.
Sağlık çalışanlarının vergi yükü, yetersiz nöbet ücretleri, emekliliğe yansımayan ödemeleri, ağır çalışma koşulları ve sağlıkta şiddet gibi sorunları çözüm beklemektedir.
Bu nedenle sendikal başarının değerlendirilmesinde yalnızca yetki tablolarına değil, çalışanların elde ettiği somut kazanımlara da bakılmalıdır.
Çünkü yetki, çalışanların sorunlarını çözmek için kullanılmadığında anlamını yitirmeye başlar.
KAMU YÖNETİCİLERİ SENDİKALAR ARASINDA TARAFSIZ OLMALIDIR
Kamu kurumları hiçbir sendikanın örgütlenme alanı üzerinde ayrıcalıklı bir otorite kurmasına aracılık etmemelidir.
Bir hastane yöneticisinin görevi, çalışanların hangi sendikaya üye olduğunu belirlemek veya tercihlerini yönlendirmek değildir.
Görevi, bütün çalışanlara eşit ve adaletli davranmaktır.
Sendikal özgürlük ancak çalışanların hiçbir baskı, korku veya ayrıcalık beklentisi olmadan tercih yapabildiği bir ortamda anlam kazanır.
Sağlık Hak-Sen olarak savunduğumuz ilke açıktır:
Her sağlık çalışanı istediği sendikaya özgürce üye olabilmeli, istediğinde ayrılabilmeli ve bu tercihi nedeniyle hiçbir olumsuz muameleye maruz kalmamalıdır.
Sendikal rekabetin sonucunu siyasi yakınlıklar veya idari ilişkiler değil, çalışanların özgür iradeleri belirlemelidir.
Sonuç olarak yetkili sendika olmak önemli bir örgütlenme göstergesidir. Ancak tek başına sendikal başarının kanıtı değildir.
Gerçek başarı için hem özgür örgütlenme koşulları hem de çalışanların hayatına yansıyan somut kazanımlar gerekir.
O hâlde sendikal hayatta iki soruyu birlikte sormalıyız:
“Yetkiyi hangi koşullarda kazandınız?”
“Bu yetkiyle çalışanlara ne kazandırdınız?”