4688 sayılı Kanun’da değişiklik hazırlıkları sürerken sendikal temsil sisteminin geleceği yeniden tartışılıyor. Ancak sendikal alandaki dağınıklığı gidermeye yönelik yaklaşımların, farklı sendikaların temsil hakkını sınırlandırabilecek yeni düzenlemelere dönüşmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Memur-Sen tarafından yapılan ve 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’na yönelik çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanmasının hedeflendiğini ortaya koyan açıklama, kamu sendikacılığının geleceğine ilişkin önemli tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Kamu görevlilerinin sendikal haklarını, örgütlenme özgürlüğünü ve toplu sözleşme sistemini doğrudan ilgilendiren düzenleme çalışmalarında, sendikal yapının etkinliği kadar temsil mekanizmalarının demokratik niteliği de önem taşıyor.
Ancak burada cevaplanması gereken temel bir soru bulunuyor: Sendikalarda temsilde dağınıklığı önlemeye çalışırken temsilde adalet göz ardı mı edilecek?
SENDİKAL ÇEŞİTLİLİK SORUN DEĞİL, DEMOKRATİK BİR HAKTIR
Türkiye'de kamu görevlilerinin farklı sendikalarda örgütlenmesi zaman zaman sendikal yapının parçalanması ve temsil gücünün zayıflaması üzerinden tartışılıyor.
Oysa farklı sendikaların varlığı, tek başına sendikal sistemin zayıflığı anlamına gelmez. Aksine çalışanların farklı düşünceler, talepler ve sendikal anlayışlar etrafında özgürce örgütlenebilmesi demokratik sendikacılığın temel unsurlarından biridir.
Asıl mesele sendika sayısının fazlalığı değil, çalışanların iradesinin karar alma mekanizmalarına ne ölçüde yansıtıldığıdır.
Sendikal alandaki dağınıklığı gerekçe göstererek temsil hakkını yalnızca belirli büyüklükteki sendikal yapıların etrafında şekillendirmek, mevcut güç dengelerini daha da pekiştirme riski taşımaktadır.
Sendikal düzenin amacı az sayıda güçlü sendika oluşturmak değil, bütün kamu çalışanlarının sesinin adil biçimde duyulmasını sağlamak olmalıdır.
TOPLU SÖZLEŞME MASASI SADECE BÜYÜK SENDİKALARIN MASASI MI?
4688 sayılı Kanun’un en fazla tartışılması gereken yönlerinden biri, toplu sözleşme süreçlerindeki temsil ve yetki sistemidir.
Mevcut sistemde üye sayısına dayalı yetki mekanizması, büyük sendikalara belirleyici bir konum sağlarken daha az üyeye sahip sendikaların toplu sözleşme süreçlerine doğrudan katılımını sınırlandırmaktadır.
Oysa bir sendikanın üye sayısının az olması, temsil ettiği çalışanların sorunlarının daha az önemli olduğu anlamına gelmez.
Binlerce kamu çalışanının farklı sendikalara yönelmesinin nedenleri sorgulanmadan, bu sendikaların varlığını sendikal dağınıklığın kaynağı olarak değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır.
Burada tartışılması gereken yalnızca hangi sendikanın daha fazla üyeye sahip olduğu değil, hangi sendikanın hangi çalışanların iradesini temsil ettiği ve bu iradenin toplu sözleşme sistemine nasıl yansıtıldığıdır.
TEMSİLDE ADALET OLMADAN SENDİKAL REFORM OLMAZ
4688 sayılı Kanun'da yapılacak değişiklikler, yalnızca mevcut yetkili sendikaların talepleri doğrultusunda şekillenmemelidir.
Yeni düzenleme sürecinde farklı büyüklükteki sendikaların, bağımsız sendikal yapıların ve konfederasyonların görüşlerinin alınması, çoğulcu bir sendikal sistem açısından önemlidir.
Üye sayısının temsil sisteminde belirleyici ölçütlerden biri olması anlaşılabilir. Ancak bu ölçütün, diğer sendikaların tamamen etkisizleştirilmesine yol açacak biçimde uygulanması temsilde adalet tartışmalarını daha da derinleştirebilir.
Bu nedenle yeni kanunda, toplu sözleşme müzakerelerine katılım, danışma mekanizmaları, itiraz yolları ve sendikal faaliyet güvenceleri daha kapsayıcı bir anlayışla ele alınmalıdır.
SENDİKAL REFORM KİMİN İÇİN YAPILIYOR?
4688 sayılı Kanun'un değiştirilmesi ihtiyacı konusunda sendikal çevrelerde uzun süredir çeşitli talepler dile getiriliyor.
Ancak yapılacak değişikliklerin başarısı, yalnızca toplu sözleşme sisteminin daha hızlı işlemesiyle ya da sendikal yapının daha merkezi hâle getirilmesiyle ölçülemez.
Gerçek bir reform; örgütlenme özgürlüğünü güçlendirmeli, sendikalar arasında adil rekabet koşulları oluşturmalı, çalışanların iradesini korumalı ve toplu pazarlık süreçlerinde daha geniş katılım imkânı sağlamalıdır.
Aksi hâlde sendikal sistemin sorunlarını çözme iddiasıyla hazırlanan bir düzenleme, mevcut temsil eşitsizliklerini kalıcı hâle getiren yeni bir yapıya dönüşebilir.
ASIL SORU: DAĞINIKLIĞI MI GİDERECEĞİZ, ADALETİ Mİ SAĞLAYACAĞIZ?
4688 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenmesi, Türkiye'de kamu sendikacılığı açısından önemli bir fırsattır.
Bu fırsatın yalnızca güçlü sendikal yapıların konumlarını korumaya hizmet eden bir düzenlemeye dönüşmemesi gerekir.
Sendikal sistemde etkinlik, istikrar ve güçlü temsil elbette önemlidir. Ancak bunların hiçbiri örgütlenme özgürlüğünün ve temsilde adaletin önüne geçirilmemelidir.
Çünkü sendikal demokrasinin gücü, yalnızca çoğunluğun ne kadar güçlü olduğuyla değil, azınlıkta kalanların haklarının ne kadar korunduğuyla da ölçülür.
4688 sayılı Kanun'da yapılacak değişikliklerde temel ilke açık olmalıdır:
Temsilde dağınıklığı gidermek adına temsilde adaletten vazgeçilemez.
Kamu çalışanlarının ihtiyacı, sendikal rekabeti sınırlandıran değil; farklı sendikal iradelerin adil biçimde temsil edilebildiği, demokratik ve güçlü bir toplu sözleşme sistemidir.
Sancak Haber Merkezi, Özel Haber