Genç Kalem Ümit BAKIR’dan, “Ahlak”

Ahlak
Birçok insanın, “herhalim ile nefret ediyorum.” dediği bu yüzyılda ; kötü olan dünya mıydı, yoksa bizler mi ? Dünya kime ne ahlaksızlık yaptıda, ona karşı saf aladurduk ?
Çok iyi bilmeliyiz ki insanoğlunun maddeye bağlanışı nasıl arttıysa, o denli etkiyle duygusal yozlaşması ve duygusal yok oluşu da arttı. Kendisine yakışmayacak olan birçok etkeni hayatına sokup benliğine yakıştırır oldu. Bunun adı kimi zaman kişilik, kimi zaman karakter, kimi zaman benlik olduğu sanılsa da , tam aksine bu: çok büyük bir hiçlikti . Bu hiçliğin sebebi Ahlaksızlıktan beri gelmeyen yaşayış biçimiydi. Hiçlik içerisinde kaybolan en az bir ömürdü. Bu hiçlikte benliğe yakıştırılmaya çalışılan Ahlak; insanın kendisiyle özdeşleşmiş ve vücut bulmuş haliydi aslında.
Ahlak: maneviyatın öz değerlerinden birisidir, edeptir. faziletli bir varoluştur. Öyle ki “ahlaksız” kavramının göreceli duruşunda; saygı aramak, yanlış olsa gerek. Çünkü; evvela saygısız olan insan ahlaksız olabilir ve bunu yansıtabilir.
Evet… Üstüne basa basa dillendirdiğimiz ve asıl manada, maneviyatımızın bir dışa vuruş hali ve davranışlarımızdaki etkisiyle kendini belli edecek olan “Ahlak”: insanın gelişmişlik düzeyi ile de çok yakından ilgilidir. Ve bilinmelidir ki; ilimde, kelamda, edep ile, yani ahlak ile varolmalı.
Edep derken hemen Şu dörtlük gelir aklıma:
Ne güzel demiş Yunus Emre;
“Edebim el vermez
Edebsizlik edene .
Susmak en güzel cevap,
Edebi elden gidene ! ”
Saygı , sevgi ve ve dua ile…